ABD Savunma Bakanlığında, İran’a yönelik haftalar sürebilecek sınırlı bir kara harekatı seçeneğinin masada olduğu ileri sürüldü. İddiaya göre bölgeye sevk edilen ek Amerikan askerleri ve deniz piyadeleri, siyasi onay çıkması halinde daha yüksek risk taşıyan yeni bir askeri aşamada görev alabilecek.
Gündeme gelen plan, mevcut hava ve deniz odaklı askeri baskının ötesine geçen bir senaryoya işaret ediyor. Değerlendirilen seçeneklerin tam ölçekli bir işgalden ziyade, özel kuvvetler ile konvansiyonel piyade unsurlarının birlikte yürüteceği nokta operasyonları biçiminde tasarlandığı belirtiliyor. Nihai kararın ise henüz verilmediği, sahadaki askeri hazırlığın siyasi onaya bağlı olduğu aktarılıyor.
Planlamanın en dikkat çeken boyutu, olası bir kara unsurunun doğrudan İran topraklarında yüksek tehdit altında görev yapma ihtimali. Askeri çevrelerde, ABD birliklerinin insansız hava araçları, füze sistemleri, kara saldırıları ve el yapımı patlayıcılar gibi çok yönlü risklerle karşı karşıya kalabileceği değerlendiriliyor. Bu da operasyonun, son haftalardaki saldırıların ilk safhasına göre çok daha tehlikeli bir eşiğe taşınabileceği yorumlarına yol açıyor.
Masadaki senaryolar arasında, İran’ın petrol ihracatı açısından kritik önemde görülen Hark Adası çevresinin kontrol altına alınması ve Hürmüz Boğazı yakınındaki gemilere tehdit oluşturabilecek silah sistemlerinin etkisiz hale getirilmesi gibi hedeflerin de bulunduğu öne sürülüyor. Böyle bir adım, yalnızca askeri dengeleri değil, enerji arzı ve deniz ticareti güvenliği bakımından küresel piyasaları da doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olarak görülüyor.
Bölgedeki askeri hareketlilik de bu iddiaları güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor. Son günlerde Orta Doğu’ya deniz piyadeleri ve ek kara unsurlarının sevk edildiğine ilişkin bilgiler kamuoyuna yansırken, Washington yönetimi içinde kara harekatının gerekliliği konusunda tam bir görüş birliği bulunmadığı anlaşılıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun kısa süre önce hedeflere kara gücü olmadan da ulaşılabileceğini söylemesi, yönetim içindeki temkinli yaklaşımın sürdüğünü gösteriyor.
Mevcut tablo, Washington’un İran dosyasında askeri seçenekleri daraltmak yerine çeşitlendirdiğine işaret ediyor. Ancak sahadaki risklerin büyüklüğü, olası bir kara operasyonunun siyasi, askeri ve insani maliyetini ciddi biçimde artırabilecek bir unsur olarak öne çıkıyor. Bu nedenle hazırlık iddiaları gündemde olsa da, karar aşamasına geçilip geçilmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Bu gelişme, Orta Doğu’daki gerilimin artık yalnızca iki ülke arasındaki askeri hesaplaşma olarak görülmediğini ortaya koyuyor. Hürmüz hattının güvenliği, enerji piyasalarındaki dalgalanma, bölgesel aktörlerin pozisyonu ve küresel diplomasi üzerindeki baskı düşünüldüğünde, sınırlı ölçekli bir kara operasyonu ihtimali bile çok daha geniş sonuçlar doğurabilecek stratejik bir dönüm noktası anlamına geliyor.
Yorum Paylaş